Sahtekarlık sendromu, kişinin elde ettiği başarılara rağmen kendisini yeterince yetkin görmemesi ve başarılarını hak etmediğini düşünmesiyle ilişkilendirilen bir durumdur. Bu duyguyu yaşayan kişi, eğitimini tamamlamış, işinde başarılı olmuş veya çevresinden olumlu geri bildirimler almış olsa bile kendisini yetersiz hissedebilir. Başarısını kendi becerilerine bağlamak yerine şansa, başkalarının yardımına veya koşulların uygun olmasına dayandırabilir.
Örneğin bir çalışan önemli bir projeyi başarıyla tamamladığında yöneticisinden takdir alabilir. Buna rağmen kendi başarısını küçümseyerek projenin aslında kolay olduğunu veya herkesin aynı sonucu elde edebileceğini düşünebilir. Yeni bir görev verildiğinde ise önceki başarısına rağmen bu kez başarısız olacağından endişe duyabilir. Böylece kişi, elde ettiği sonuçlardan memnuniyet duymak yerine sürekli kendisini kanıtlama ihtiyacı hissedebilir.
Sahtekarlık sendromu, kişinin gerçekten yetersiz olduğu anlamına gelmez. Daha çok kendi becerilerini değerlendirme biçimiyle ilgilidir. Bu deneyim zaman zaman birçok insanda görülebilir. Özellikle yeni bir işe başlayan, eğitim hayatında önemli bir aşamaya geçen veya daha fazla sorumluluk üstlenen kişilerde bu tür düşünceler ortaya çıkabilir. Ancak yetersizlik hissi sürekli hâle geldiğinde kişinin özgüvenini, kararlarını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir.
Bu duygularla başa çıkmanın ilk adımı, başarıları küçümseme eğilimini fark etmektir. Kişi kendi beklentilerini, düşünce kalıplarını ve gerçek performansını daha dikkatli değerlendirdiğinde kendisine karşı daha dengeli bir yaklaşım geliştirebilir.
İnsanların başarılarını değerlendirme biçimleri geçmiş deneyimlerinden, yetiştirilme tarzlarından ve çevrelerinden etkilenebilir. Çocukluk döneminde sürekli daha yüksek başarı beklenen veya yaptığı işler yerine yalnızca eksikleri vurgulanan kişiler, yetişkinlikte de kendilerinden kusursuz sonuçlar bekleyebilir. Böyle bir ortamda başarı zamanla takdir edilecek bir gelişme olmaktan çıkarak sürekli yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk gibi algılanabilir.
Bazı kişiler için başkalarının onayını almak da büyük önem taşır. Kendi değerini aldığı notlara, işteki performansına veya çevresinden gördüğü takdire bağlayan biri, başarı elde ettiğinde bile rahatlamakta zorlanabilir. Çünkü olumlu bir sonuç kısa süreli memnuniyet sağlasa da kişi bir sonraki görevde aynı başarıyı gösteremeyeceğinden korkabilir. Böylece kendisini tekrar tekrar kanıtlaması gerektiğini düşünebilir.
Başarıyı şansa bağlamak da sık görülen düşünce kalıplarından biridir. Kişi önemli bir sınavdan yüksek not aldığında soruların kolay olduğunu, işinde takdir gördüğünde yöneticisinin kendisine karşı olumlu davrandığını veya bir fırsat yakaladığında doğru zamanda doğru yerde bulunduğunu düşünebilir. Elbette şans ve dış koşullar başarıda rol oynayabilir. Ancak kişinin kendi emeğini, bilgisini ve becerilerini tamamen göz ardı etmesi, kendisini gerçekçi değerlendirmesini zorlaştırabilir.
Yeni bir ortama girmek de yetersizlik hissini artırabilir. Örneğin deneyimli çalışanların bulunduğu bir iş yerinde göreve başlayan kişi, kendisini diğerleriyle kıyaslayarak yeterince bilgili olmadığını düşünebilir. Oysa bu karşılaştırmada kendi başlangıç noktasını başkalarının yıllar içinde kazandığı deneyimle eş tutmaktadır. Öğrenme sürecinin doğal olarak zaman aldığını gözden kaçırabilir.
Sahtekarlık sendromu yaşayan kişiler bazen olumlu geri bildirimleri kabul etmekte zorlanır. Birisi yaptığı işi beğendiğinde bu yorumu nezaket gereği söylenmiş bir söz olarak değerlendirebilir. Buna karşılık küçük bir eleştiriyi kendi yetersizliğinin kesin kanıtı gibi görebilir. Bu yaklaşım, olumlu ve olumsuz bilgilerin eşit ölçüde değerlendirilmesini engeller.
Kişinin geçmişte yaşadığı başarısızlıklar da düşüncelerini etkileyebilir. Daha önce yaptığı bir hata, sonraki görevlerde tekrar başarısız olacağına dair güçlü bir beklenti oluşturabilir. Ancak geçmişte yaşanan tek bir olumsuz sonuç, kişinin gelecekteki performansını kesin biçimde belirlemez. Hatalar, öğrenme sürecinin bir parçasıdır ve her zaman genel bir yetersizliğin göstergesi olarak yorumlanmamalıdır.
Bu duyguların herkeste aynı nedenlerle ortaya çıkmadığını unutmamak gerekir. Bazı kişilerde yüksek beklentiler öne çıkarken bazılarında yeni sorumluluklar, sosyal çevre veya yoğun rekabet hissi daha belirleyici olabilir. Bu nedenle kişinin kendi düşünce biçimini tanıması, yetersizlik hissinin hangi durumlarda güçlendiğini anlamasına yardımcı olur.
Mükemmeliyetçilik, kişinin kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi ve yaptığı işlerin kusursuz olmasını beklemesiyle ilişkilidir. Yüksek standartlara sahip olmak her zaman olumsuz değildir. Bir işi özenle yapmak, ayrıntılara dikkat etmek ve kendini geliştirmek olumlu sonuçlar sağlayabilir. Ancak kişinin kabul edilebilir bir başarıyı bile yeterli görmemesi, küçük hataları büyütmesi ve sürekli daha iyisini yapma zorunluluğu hissetmesi sorun yaratabilir.
Mükemmeliyetçi düşünce yapısında başarı ölçütleri sürekli değişebilir. Kişi bir hedefe ulaştığında kendisini takdir etmek yerine çıtayı daha yükseğe taşıyabilir. Örneğin bir çalışan hazırladığı rapor nedeniyle olumlu geri bildirim aldığında bu başarıyı kabul etmek yerine birkaç küçük hataya odaklanabilir. Raporun genel olarak başarılı olduğu gerçeği, yaptığı eksikliklerin gölgesinde kalabilir.
Bu durum sahtekârlık sendromuyla birleştiğinde kişi kendisini sürekli bir sınavdaymış gibi hissedebilir. Başarılı olduğunda bunu yeterliliğinin göstergesi olarak görmekte zorlanır; başarısız olduğunda ise sonucu kişisel bir eksiklik olarak yorumlayabilir. Böylece başarı rahatlama sağlamazken hata yapma ihtimali yoğun kaygıya neden olabilir.
Mükemmeliyetçilik bazen işleri ertelemeye de yol açabilir. Kişi bir görevi kusursuz yapamayacağından endişe ettiği için başlamayı geciktirebilir. Başladığında ise gereğinden fazla zaman harcayarak her ayrıntıyı tekrar tekrar kontrol edebilir. Sonuç olarak işi tamamlamak zorlaşabilir ve kişi kendi performansını yetersiz görmeye devam edebilir.
Bu döngüyü kırmak için kusursuzluk yerine yeterlilik ölçütü belirlemek yararlı olabilir. Bir görevin hangi koşullarda tamamlanmış sayılacağını işe başlamadan önce belirlemek, gereksiz düzeltmeleri azaltabilir. Örneğin bir sunumun temel bilgileri doğru aktarması, anlaşılır olması ve zamanında hazırlanması gerekiyorsa yalnızca küçük görsel ayrıntılar nedeniyle sürekli yeniden düzenlenmesi şart değildir.
Hata yapmayı kişisel değerin ölçüsü olarak görmemek de önemlidir. Her insan bazı görevlerde başarılı olurken bazılarında zorlanabilir. Bir konuda bilgi eksikliği bulunması, o kişinin genel olarak yetersiz olduğu anlamına gelmez. Eksik bilgi öğrenilebilir, beceriler geliştirilebilir ve yanlış kararlar sonraki deneyimler için değerlendirme fırsatı sağlayabilir.
Kişinin kendisine yönelttiği eleştirilerin dilini değiştirmesi de yardımcı olabilir. “Bu işi yapabilecek kadar iyi değilim.” düşüncesi yerine “Bu konuda geliştirmem gereken noktalar var ve deneyim kazandıkça ilerleyebilirim.” demek daha dengeli bir değerlendirme sunar. Amaç olumsuzlukları görmezden gelmek değil, eksikleri kişinin bütün kimliğiyle eş tutmamaktır.
Başarıları daha gerçekçi değerlendirmek için ilk olarak somut kanıtlara odaklanmak gerekir. Kişi bir işi tamamladığında hangi adımları attığını, hangi becerilerini kullandığını ve hangi sorunları çözdüğünü yazabilir. Böylece başarıyı yalnızca şansa bağlamak yerine kendi katkısını daha açık biçimde görebilir. Bu kayıtların uzun olması gerekmez; birkaç kısa not bile zaman içinde gelişimi fark etmeyi kolaylaştırabilir.
Olumlu geri bildirimleri hemen reddetmemek de önemli bir adımdır. Bir kişi yapılan işi beğendiğini söylediğinde bunu nezaket olarak açıklamak yerine geri bildirimin hangi özelliklere dayandığını düşünmek yararlı olabilir. Örneğin bir sunum anlaşılır bulunduysa, kullanılan örnekler veya anlatım biçimi bu sonuca katkı sağlamış olabilir. Geri bildirimi değerlendirmek, kişinin güçlü yönlerini daha iyi tanımasına yardımcı olur.
Kendini başkalarıyla kıyaslarken karşılaştırmanın koşullarını da dikkate almak gerekir. Aynı alanda çalışan iki kişinin deneyimi, eğitim geçmişi, sorumlulukları ve sahip olduğu imkânlar farklı olabilir. Başkasının mevcut başarısını kendi başlangıç noktasıyla karşılaştırmak adil bir değerlendirme sunmayabilir. Bunun yerine kişinin geçmişteki performansına bakması ve hangi alanlarda ilerlediğini belirlemesi daha anlamlıdır.
Gerçekçi hedefler belirlemek de yetersizlik hissini azaltmaya yardımcı olabilir. Çok büyük ve belirsiz hedefler yerine ölçülebilir, ulaşılabilir ara hedefler seçilebilir. Örneğin bir konuda uzmanlaşmayı hedefleyen kişi, kısa sürede her şeyi öğrenmeyi beklemek yerine belirli bir beceriyi geliştirmeye odaklanabilir. Ara hedefler tamamlandığında elde edilen ilerleme daha görünür hâle gelir.
Hataları değerlendirirken olay ile kişisel değeri birbirinden ayırmak önemlidir. Bir görev beklenen sonucu vermediyse hangi koşulların etkili olduğu incelenebilir. Yeterli hazırlık yapılmamış olabilir, zaman kısıtlı kalmış olabilir veya kullanılan yöntem uygun olmayabilir. Bu etkenleri belirlemek, “Ben başarısız biriyim.” gibi genel bir yargıdan daha fazla çözüm sunar.
Güvenilen kişilerden dengeli geri bildirim almak da yararlı olabilir. Özellikle kişinin kendi performansını değerlendirmekte zorlandığı durumlarda, somut örneklere dayanan görüşler daha net bir bakış açısı sağlayabilir. Bununla birlikte her eleştiriyi doğru kabul etmek veya sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duymak da sağlıklı bir çözüm değildir. Amaç, farklı bilgileri değerlendirerek kendi kararlarını daha sağlam temellere oturtmaktır.
Başarıların kaydını tutmak için bir günlük kullanılabilir. Kişi tamamladığı görevleri, öğrendiği yeni bilgileri ve çözdüğü sorunları belirli aralıklarla not edebilir. Zorlandığı noktaları da yazması önemlidir; böylece yalnızca olumlu sonuçları değil, gelişim gerektiren alanları da görebilir. Bu yöntem, kendini olduğundan daha başarılı göstermeyi değil, genel tabloyu daha dengeli değerlendirmeyi amaçlar.
Yetersizlik hissi sürekli hâle geliyor, yoğun kaygıya neden oluyor veya kişinin iş, eğitim ve sosyal yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak düşünülebilir. Profesyonel destek, kişinin kendisine yönelik katı düşüncelerini incelemesine ve daha esnek değerlendirme yöntemleri geliştirmesine yardımcı olabilir.
Sahtekârlık sendromuyla başa çıkmak, kişinin her zaman kendinden emin hissetmesini gerektirmez. Bazen kuşku duymak, yeni bir şey öğrenirken zorlanmak veya hata yapmaktan çekinmek doğaldır. Önemli olan bu duyguların başarıları bütünüyle geçersiz kılmasına izin vermemektir. Kişi kendi emeğini tanımayı, hatalarını gelişim fırsatı olarak değerlendirmeyi ve beklentilerini gerçekçi tutmayı öğrendikçe başarılarını daha dengeli bir bakış açısıyla ele alabilir.
Örneğin bir çalışan önemli bir projeyi başarıyla tamamladığında yöneticisinden takdir alabilir. Buna rağmen kendi başarısını küçümseyerek projenin aslında kolay olduğunu veya herkesin aynı sonucu elde edebileceğini düşünebilir. Yeni bir görev verildiğinde ise önceki başarısına rağmen bu kez başarısız olacağından endişe duyabilir. Böylece kişi, elde ettiği sonuçlardan memnuniyet duymak yerine sürekli kendisini kanıtlama ihtiyacı hissedebilir.
Sahtekarlık sendromu, kişinin gerçekten yetersiz olduğu anlamına gelmez. Daha çok kendi becerilerini değerlendirme biçimiyle ilgilidir. Bu deneyim zaman zaman birçok insanda görülebilir. Özellikle yeni bir işe başlayan, eğitim hayatında önemli bir aşamaya geçen veya daha fazla sorumluluk üstlenen kişilerde bu tür düşünceler ortaya çıkabilir. Ancak yetersizlik hissi sürekli hâle geldiğinde kişinin özgüvenini, kararlarını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir.
Bu duygularla başa çıkmanın ilk adımı, başarıları küçümseme eğilimini fark etmektir. Kişi kendi beklentilerini, düşünce kalıplarını ve gerçek performansını daha dikkatli değerlendirdiğinde kendisine karşı daha dengeli bir yaklaşım geliştirebilir.
Kişi neden kendi başarısını küçümseyebilir?
İnsanların başarılarını değerlendirme biçimleri geçmiş deneyimlerinden, yetiştirilme tarzlarından ve çevrelerinden etkilenebilir. Çocukluk döneminde sürekli daha yüksek başarı beklenen veya yaptığı işler yerine yalnızca eksikleri vurgulanan kişiler, yetişkinlikte de kendilerinden kusursuz sonuçlar bekleyebilir. Böyle bir ortamda başarı zamanla takdir edilecek bir gelişme olmaktan çıkarak sürekli yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk gibi algılanabilir.
Bazı kişiler için başkalarının onayını almak da büyük önem taşır. Kendi değerini aldığı notlara, işteki performansına veya çevresinden gördüğü takdire bağlayan biri, başarı elde ettiğinde bile rahatlamakta zorlanabilir. Çünkü olumlu bir sonuç kısa süreli memnuniyet sağlasa da kişi bir sonraki görevde aynı başarıyı gösteremeyeceğinden korkabilir. Böylece kendisini tekrar tekrar kanıtlaması gerektiğini düşünebilir.
Başarıyı şansa bağlamak da sık görülen düşünce kalıplarından biridir. Kişi önemli bir sınavdan yüksek not aldığında soruların kolay olduğunu, işinde takdir gördüğünde yöneticisinin kendisine karşı olumlu davrandığını veya bir fırsat yakaladığında doğru zamanda doğru yerde bulunduğunu düşünebilir. Elbette şans ve dış koşullar başarıda rol oynayabilir. Ancak kişinin kendi emeğini, bilgisini ve becerilerini tamamen göz ardı etmesi, kendisini gerçekçi değerlendirmesini zorlaştırabilir.
Yeni bir ortama girmek de yetersizlik hissini artırabilir. Örneğin deneyimli çalışanların bulunduğu bir iş yerinde göreve başlayan kişi, kendisini diğerleriyle kıyaslayarak yeterince bilgili olmadığını düşünebilir. Oysa bu karşılaştırmada kendi başlangıç noktasını başkalarının yıllar içinde kazandığı deneyimle eş tutmaktadır. Öğrenme sürecinin doğal olarak zaman aldığını gözden kaçırabilir.
Sahtekarlık sendromu yaşayan kişiler bazen olumlu geri bildirimleri kabul etmekte zorlanır. Birisi yaptığı işi beğendiğinde bu yorumu nezaket gereği söylenmiş bir söz olarak değerlendirebilir. Buna karşılık küçük bir eleştiriyi kendi yetersizliğinin kesin kanıtı gibi görebilir. Bu yaklaşım, olumlu ve olumsuz bilgilerin eşit ölçüde değerlendirilmesini engeller.
Kişinin geçmişte yaşadığı başarısızlıklar da düşüncelerini etkileyebilir. Daha önce yaptığı bir hata, sonraki görevlerde tekrar başarısız olacağına dair güçlü bir beklenti oluşturabilir. Ancak geçmişte yaşanan tek bir olumsuz sonuç, kişinin gelecekteki performansını kesin biçimde belirlemez. Hatalar, öğrenme sürecinin bir parçasıdır ve her zaman genel bir yetersizliğin göstergesi olarak yorumlanmamalıdır.
Bu duyguların herkeste aynı nedenlerle ortaya çıkmadığını unutmamak gerekir. Bazı kişilerde yüksek beklentiler öne çıkarken bazılarında yeni sorumluluklar, sosyal çevre veya yoğun rekabet hissi daha belirleyici olabilir. Bu nedenle kişinin kendi düşünce biçimini tanıması, yetersizlik hissinin hangi durumlarda güçlendiğini anlamasına yardımcı olur.
Mükemmeliyetçilik bu duyguyla nasıl ilişkilidir?
Mükemmeliyetçilik, kişinin kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi ve yaptığı işlerin kusursuz olmasını beklemesiyle ilişkilidir. Yüksek standartlara sahip olmak her zaman olumsuz değildir. Bir işi özenle yapmak, ayrıntılara dikkat etmek ve kendini geliştirmek olumlu sonuçlar sağlayabilir. Ancak kişinin kabul edilebilir bir başarıyı bile yeterli görmemesi, küçük hataları büyütmesi ve sürekli daha iyisini yapma zorunluluğu hissetmesi sorun yaratabilir.
Mükemmeliyetçi düşünce yapısında başarı ölçütleri sürekli değişebilir. Kişi bir hedefe ulaştığında kendisini takdir etmek yerine çıtayı daha yükseğe taşıyabilir. Örneğin bir çalışan hazırladığı rapor nedeniyle olumlu geri bildirim aldığında bu başarıyı kabul etmek yerine birkaç küçük hataya odaklanabilir. Raporun genel olarak başarılı olduğu gerçeği, yaptığı eksikliklerin gölgesinde kalabilir.
Bu durum sahtekârlık sendromuyla birleştiğinde kişi kendisini sürekli bir sınavdaymış gibi hissedebilir. Başarılı olduğunda bunu yeterliliğinin göstergesi olarak görmekte zorlanır; başarısız olduğunda ise sonucu kişisel bir eksiklik olarak yorumlayabilir. Böylece başarı rahatlama sağlamazken hata yapma ihtimali yoğun kaygıya neden olabilir.
Mükemmeliyetçilik bazen işleri ertelemeye de yol açabilir. Kişi bir görevi kusursuz yapamayacağından endişe ettiği için başlamayı geciktirebilir. Başladığında ise gereğinden fazla zaman harcayarak her ayrıntıyı tekrar tekrar kontrol edebilir. Sonuç olarak işi tamamlamak zorlaşabilir ve kişi kendi performansını yetersiz görmeye devam edebilir.
Bu döngüyü kırmak için kusursuzluk yerine yeterlilik ölçütü belirlemek yararlı olabilir. Bir görevin hangi koşullarda tamamlanmış sayılacağını işe başlamadan önce belirlemek, gereksiz düzeltmeleri azaltabilir. Örneğin bir sunumun temel bilgileri doğru aktarması, anlaşılır olması ve zamanında hazırlanması gerekiyorsa yalnızca küçük görsel ayrıntılar nedeniyle sürekli yeniden düzenlenmesi şart değildir.
Hata yapmayı kişisel değerin ölçüsü olarak görmemek de önemlidir. Her insan bazı görevlerde başarılı olurken bazılarında zorlanabilir. Bir konuda bilgi eksikliği bulunması, o kişinin genel olarak yetersiz olduğu anlamına gelmez. Eksik bilgi öğrenilebilir, beceriler geliştirilebilir ve yanlış kararlar sonraki deneyimler için değerlendirme fırsatı sağlayabilir.
Kişinin kendisine yönelttiği eleştirilerin dilini değiştirmesi de yardımcı olabilir. “Bu işi yapabilecek kadar iyi değilim.” düşüncesi yerine “Bu konuda geliştirmem gereken noktalar var ve deneyim kazandıkça ilerleyebilirim.” demek daha dengeli bir değerlendirme sunar. Amaç olumsuzlukları görmezden gelmek değil, eksikleri kişinin bütün kimliğiyle eş tutmamaktır.
Başarıları daha gerçekçi değerlendirmek nasıl öğrenilir?
Başarıları daha gerçekçi değerlendirmek için ilk olarak somut kanıtlara odaklanmak gerekir. Kişi bir işi tamamladığında hangi adımları attığını, hangi becerilerini kullandığını ve hangi sorunları çözdüğünü yazabilir. Böylece başarıyı yalnızca şansa bağlamak yerine kendi katkısını daha açık biçimde görebilir. Bu kayıtların uzun olması gerekmez; birkaç kısa not bile zaman içinde gelişimi fark etmeyi kolaylaştırabilir.
Olumlu geri bildirimleri hemen reddetmemek de önemli bir adımdır. Bir kişi yapılan işi beğendiğini söylediğinde bunu nezaket olarak açıklamak yerine geri bildirimin hangi özelliklere dayandığını düşünmek yararlı olabilir. Örneğin bir sunum anlaşılır bulunduysa, kullanılan örnekler veya anlatım biçimi bu sonuca katkı sağlamış olabilir. Geri bildirimi değerlendirmek, kişinin güçlü yönlerini daha iyi tanımasına yardımcı olur.
Kendini başkalarıyla kıyaslarken karşılaştırmanın koşullarını da dikkate almak gerekir. Aynı alanda çalışan iki kişinin deneyimi, eğitim geçmişi, sorumlulukları ve sahip olduğu imkânlar farklı olabilir. Başkasının mevcut başarısını kendi başlangıç noktasıyla karşılaştırmak adil bir değerlendirme sunmayabilir. Bunun yerine kişinin geçmişteki performansına bakması ve hangi alanlarda ilerlediğini belirlemesi daha anlamlıdır.
Gerçekçi hedefler belirlemek de yetersizlik hissini azaltmaya yardımcı olabilir. Çok büyük ve belirsiz hedefler yerine ölçülebilir, ulaşılabilir ara hedefler seçilebilir. Örneğin bir konuda uzmanlaşmayı hedefleyen kişi, kısa sürede her şeyi öğrenmeyi beklemek yerine belirli bir beceriyi geliştirmeye odaklanabilir. Ara hedefler tamamlandığında elde edilen ilerleme daha görünür hâle gelir.
Hataları değerlendirirken olay ile kişisel değeri birbirinden ayırmak önemlidir. Bir görev beklenen sonucu vermediyse hangi koşulların etkili olduğu incelenebilir. Yeterli hazırlık yapılmamış olabilir, zaman kısıtlı kalmış olabilir veya kullanılan yöntem uygun olmayabilir. Bu etkenleri belirlemek, “Ben başarısız biriyim.” gibi genel bir yargıdan daha fazla çözüm sunar.
Güvenilen kişilerden dengeli geri bildirim almak da yararlı olabilir. Özellikle kişinin kendi performansını değerlendirmekte zorlandığı durumlarda, somut örneklere dayanan görüşler daha net bir bakış açısı sağlayabilir. Bununla birlikte her eleştiriyi doğru kabul etmek veya sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duymak da sağlıklı bir çözüm değildir. Amaç, farklı bilgileri değerlendirerek kendi kararlarını daha sağlam temellere oturtmaktır.
Başarıların kaydını tutmak için bir günlük kullanılabilir. Kişi tamamladığı görevleri, öğrendiği yeni bilgileri ve çözdüğü sorunları belirli aralıklarla not edebilir. Zorlandığı noktaları da yazması önemlidir; böylece yalnızca olumlu sonuçları değil, gelişim gerektiren alanları da görebilir. Bu yöntem, kendini olduğundan daha başarılı göstermeyi değil, genel tabloyu daha dengeli değerlendirmeyi amaçlar.
Yetersizlik hissi sürekli hâle geliyor, yoğun kaygıya neden oluyor veya kişinin iş, eğitim ve sosyal yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak düşünülebilir. Profesyonel destek, kişinin kendisine yönelik katı düşüncelerini incelemesine ve daha esnek değerlendirme yöntemleri geliştirmesine yardımcı olabilir.
Sahtekârlık sendromuyla başa çıkmak, kişinin her zaman kendinden emin hissetmesini gerektirmez. Bazen kuşku duymak, yeni bir şey öğrenirken zorlanmak veya hata yapmaktan çekinmek doğaldır. Önemli olan bu duyguların başarıları bütünüyle geçersiz kılmasına izin vermemektir. Kişi kendi emeğini tanımayı, hatalarını gelişim fırsatı olarak değerlendirmeyi ve beklentilerini gerçekçi tutmayı öğrendikçe başarılarını daha dengeli bir bakış açısıyla ele alabilir.