Bu soruyu daha önce masaya yatırmıştık, hatırlıyorsun değil mi? Mutluluğu hep ilerideki bir istasyon, ulaşılması gereken bir varış noktası olarak gördüğümüzde, hayatı aslında sürekli bir eksiklik psikolojisiyle koşturarak harcıyoruz. Oysa o hedefe ulaştığımızda hissettiğimiz coşku o kadar çabuk sönüyor ki...
Çünkü mutluluk bir madalya değil; o yolda yürürken attığımız her adımın, aldığımız her nefesin, hatta karşılaştığımız zorlukların bile farkında olabilme hali. Varış çizgisi sadece bir an, ama hayatın tamamı o yolun içinde geçiyor.
Çünkü mutluluk bir madalya değil; o yolda yürürken attığımız her adımın, aldığımız her nefesin, hatta karşılaştığımız zorlukların bile farkında olabilme hali. Varış çizgisi sadece bir an, ama hayatın tamamı o yolun içinde geçiyor.